1 OCAK ∞

Yeni bir yıl, yılın ilk günü… İyilik dilekleri, fal bakmalar, hatta adak adamalar! Oysa tek değişen, henüz kullanılmamış bir zaman dilimi… İyilik dileklerine, duaya hatta fala bile olumlu bakıyorum, eğer sizi motife ediyorsa. Ama hiçbir dileğin, hiçbir duanın eyleme geçilmeden kendiliğinden gerçekleşme şansı yoktur. Eyleme geçmenin yolu da adak adayıp, kurban kesmek değildir. Kutsal kitaplar eklenen kurgulardan arındırılsa şöyle bir sonuç çakardı ortaya: Tüm canlılar tanrısal bir nitelik taşır, varlığınızın da, yokluğunuzun da, acılarınızın, sevinçlerinizin sorumlusu sizlersiniz. Seçimleriniz, uygulamalarınız, yaptığınız, yapmadığınız şeylere hepsinin yaratıcısı kendinizsiniz. Sizlere bağışlanmış olan aklınızı, doğal yeteneklerinizi kendiniz köreltiyor, çıkmaza girince Tanrı’yı suçluyorsunuz.

Şimdi günümüz gerçeklerinden çok somut bir örnek vermek istiyorum: Diyelim ki teknoloji harikası bir araba aldınız. Trafiğe çıkınca aracın özelliklerine güvenerek hor kullandınız, kurallara uymadınız ve kaza yaptınız. Hem siz, hem aracınız hasar gördü; otomobili üretenleri mi suçlayacaksınız? Yoksa çarptığınız duvarı, şarampolü, asfaltı, öteki aracı mı…

Şimdi Judith Butler’ın, T.W. Adorno’nın (1903-1958) “Minime Moralia” (Kötü bir hayatta iyi bir hayat sürmek mümkün müdür?) adındaki kitabının tanıtım konuşmasından bir alıntı paylaşıyorum.  

“Bilginin her şeyi çözebileceği yanılgıdır. Bilgi çoğu zaman çözümsüzlüğü gösterir. Ne mutlu bunu görüp ona göre davranabilenlere. Çözümsüzlüğü görüp kabul etmek, yeni ve başka çözümler aramanın ilk adımıdır. Eski çözümlerde ısrar eden bataklıkta kalır.”

Yazının tek paragraflık bu bölümü belki de kafa karışıklığına yol açacaktır, tamamını, “Okuduklarımdan Alıntılar” sekmesinde paylaşacağım…