8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ (Bir Etkinlikteki Söyleşim’den)

8 Mart Dünya Kadınlar Günü Sunum notlarım.

Dünya Kadınlar Günü ve Sanat İlişkisi

Türkülerle başladık. Bu bizim kendimizi ifade etmenin bir yöntemiydi. Ardından bir şiirle isyanımızı dile getirdik, eşliğinde yine müzik vardı.Bizleri bir araya toplayan da sanatın birleştirici gücüydü.Bu kadarı bile “Sanat hiçbir şeyi değiştirmez, öyle bir misyonu da yoktur zaten.” diyenlere yanıt değil mi? İlginç olan o ki, bu sözler sözümona sanatla uğraşan birilerine ait. Kendi sanatlarıysa sözünü ettikleri, hiçbir itirazım olmaz. Korku, heyecan, hız, merak hırs, cinsellik gibi bireysel duyguları körükleyen, doğaüstü olaylarla, doğaüstü güçleri sıradanlaştıran ürünleriyle gerçekçilik anlamında sahiden hiçbir şey değiştiremezler, olsa olsa insanları yalnızlaştırırlar. Belki onların amacı da bu, İNSANLARI İLETİŞİMSİZ BIRAKMAK. Yoksa kendileri bu türden söylemlerin kütüphaneleri yakan, müzeleri tahrip eden Işid’ten daha fazla sanata zarar vereceğini bal gibi bilirler. Bilip de yanıtından kaçındıkları soruları buradan yöneltiyorum:

O halde neden baskıcı rejimler ilk önce sanatın yolunu kesmeye çalışırlar? Heykeller kırılır, resimler imha edilir, sinemaya, tiyatroya, müziğe sansür konur?

Günümüz dünyasında, sansür ve imha silahlarının, uluslar arası saygınlığa gölge düşüreceği kaygısıyla mı sizleri görevlendirdiler?

 HADİ BİR DE KENDİMİZCE YORUMLAYALIM SANATI.

SANAT, ANNENİN “UF OLMUŞ!” ÖPÜCÜĞÜDÜR, HİÇBİR ŞEYİ DEĞİŞTİRMEZ AMA HİÇBİR MERHEMLE DEĞİŞMEK İSTEMEZSİNİZ.

DEĞİŞTİRMEZ AMA DEĞİŞTİRME GÜCÜ VERİR. 

SANAT; SEVGİLİDEN GELEN BİR DEMET ÇİÇEKTİR; HİÇBİR İŞE YARAMAZ AMA HİÇBİR ŞEY YERİNİ TUTMAZ.

SANAT GEÇMİŞE VE DURUMA BAKARAK GELECEĞİN FALINA BAKAR. 

  • Kadın uyanış hareketlerinde en büyük engelin, kavram karmaşası olduğunu izlenimlerimden biliyorum. Kadının biri Kadın Uyanış Hareketini haklı bulurken, bir başkası “Ben feminist değilim, oğlum var çünkü.” diyebiliyor. Bunda da siyasal politikaların parmağı olduğu ortada. Tüm yöntemleri kullanarak kadınlar arasındaki o kafa karışıklığını körüklüyorlar. Herhangi bir bütünleşme, kaynaşma, dayanışma halinde politikalarının sorgulanma riskini göze alamıyorlar çünkü.
  • FEMİNZM HAKKINDAKİ ÖNYARGILAR
  • Kısa kısa değinirsek:
  •   Feminizm bir etiket değil, bir uyanış hareketidir ve ERKEK KARŞITLIĞI DEĞİL, AŞKTA GERÇEKLİK ARAYIŞIDIR. Eşinizi, erkek arkadaşınızı, babanızı, erkek kardeşinizi, oğlunuzu sevmenize engel de değildir. Eğer sevdiğiniz insanlardan biri sizden hak arayışından vazgeçmenizi istiyorsa işte o zaman seçimi siz yapacaksınız: Ya kendiniz, ya sevdiğiniz insan!
  •  Feminizmi doğrulayan kadının özgüveni, kendini yadsımadan aşka ulaşacağını bilecek kadar yüksektir.

SAPTIRLAN DEĞERLER

  • Kadın uyanış hareketlerini desteklemeyen kadın; ya kendi cinsiyetini sindirememiştir, ya da kadına uygulanan her türden şiddeti olağan buluyordur. 
  • Bir üçüncü gerekçe var elbette: Yalnızlık endişesinin kendini yadsımayı göze aldıracak kadar yoğun olması… 
  • Bu gün kadın uyanış hareketlerini reddeden iktidar yanlısı sözümona sanatçılar, “Ben feminist değilim, gerekirse erkeğimin ayağını yıkarım.” diyebiliyorlarsa, bunu uyanış hareketlerini başlatan kadınlara borçludurlar. Eğer o kadınlar ilklerin acılarını göğüslemeselerdi, günümüzde hiçbir kadının neyi isteyip istemediğini söyleme şansı olmayacaktı. İşte o zaman erotik nedenlerle yıkanan ayakların, zorbalıkla yıkatılanlarla aynı olmadığını anlamış olurlardı. Ya da zaten o oluşumun içine doğacakları için doğmadan ölüme endeksli bir ömür sürerlerdi. 
  • Kadın uyanış hareketlerine erkeklerin yaklaşımı genelde, ya görmezden gelme ya da küçümseme halidir. Kadın eylemlerini onayladıklarında bile belirtmekten kaçınırlar, aksi halde yumuşamakla suçlanma olasılığı vardır çünkü. Etkinliğimizde de görüldüğü üzere, özgüveni yüksek sanatçıların öyle bir kaygısı olmuyor. 
  • Feminizmden falan anlamam, itaat isterim’in tercümesi ise: “Sevgi falan umurumda olmaz, isteklerimin yerine getirilmesini beklerim.” demektir. Seçim yine biz kadınların.

Günün Sorusu
EMEKÇİ OLMAYAN KADIN VAR MIDIR?

  • Bu Günün evrensel adı “Emekçi Kadınlar Günü” ya; aklıma böyle bir soru takıldı. “Emekçi olmayan kadın var mıdır?”
  • Eğer bedelsiz alınan hizmetleri emekten saymıyorsak, vardır elbette. Her biri ayrı bir uzmanlık dalı olan temizlik, yemek, çocuk hasta-yaşlı bakımı, tarım işçiliği; EMEKTEN sayılmaz.
  • Sayılmaz mı?
  • Yok eğer sadece güzelliğiyle var olmaya çalışan kadınsa dışarıda bırakılmak istenen, inanın onların savaşı, üreten kadından çok daha acımasız. Sonsuz güzel, süresiz genç olmayı başarmak zorundalar. Onlar kapitalist sistemin kurbanlarıdır.
  • KADINI; EMEKLİ – EMEKSİZ (NE DEMEKSE), AÇIK –KAPALI, HATTA İFFETLİ –İFFETSİZ DİYE SINIFLANDIRMAK BİLE KADINA UYGULANAN HER TÜRDEN ŞİDDETİ ONAYLAMAKTIR.
  • ŞİMDİYE KADAR HİÇBİR ERKEK GÖĞÜS BAĞIR AÇIK GEZİYOR DİYE SUÇLANMADI, ÇOK EŞLİLİĞİ YÜZÜNDEN ÖLDÜRÜLMEDİ, HATTA HİÇBİRİ ÇOCUKLARINI TERK ETTİĞİ İÇİN GADDARLIKLA SUÇLANMADI.
  • Demek ki sorun, haklı haksız değil, güç ve güçsüzlük sorunu.  Tek tanrılı dinlerden beri töre, hukuk, kültürel değerler haktan yana değil güçten yana yaptırım uygulayarak toplumu şekillendirdi. Öyle olması gerekiyordu, çünkü egemen güçleri desteklemeyen bir kavram ya da kuralın yaygınlaşması, varlığını sürdürmesi olanaksızdı. Mezheplere bölünüş o güçlerin beklentileri doğrultusundadır.