AŞK ÜZERİNE

    Alain de Botton/ Çeviri: Ahu Antmen / Sel Yayıncılık

Aşk Üzerine” adlı yapıtta Alain de Botton, kimseyi cezalandırmayı, ödüllendirmeyi düşünmeden, ötekileştirmeden; roman tadında bir anlatımla, bir ilişkinin çözümlemesini yapıyor. Her paragrafında altı çizilecek bir tümce… Birinci tekil şahıs ağzından yazılmış. Yaşanmışlık duygusu veren yapıtta, ilişkiyi şekillendiren, besleyen, yıpratan geçmişten günümüze tüm etkenler başlangıçtan bitişe incelenmiş.

Sayfa 99’da, “Benden önce çok kimsenin söylediği sözcüklerdi bunlar, dilin içine doğmuştum ben.” diyor ki, başlangıçtan beri bizim de açıklamaya çalıştığımız bir gerçektir bu. Yaşanmışlıklar bittikten sonra soğukkanlılıkla kaleme alınmasına karşın, yaşarkenki kimyasal değişimleri aktarmasındaki içtenlikle oldukça şaşırtıcı.

Uçak yolculuğu sırasında tanıştığı Chloe ile arasındaki etkileşimi “yıldırım aşkı” diye adlandırıyor. Oysa tanımlamalara baktığımızda Chloe’nin, pek de etkileyici özellikleri olmadığını düşünüyoruz. Zevksiz giyiniyor bir kere, sürekli suçluluk duygusuyla yaşıyor, burnunu karıştırıyor, omuzları kırılacakmış gibi ince… Kahramanımız –yani yazar- daha ilk günden farkına varır bunların, ancak vücudunun kimyası değişmiştir bir kez; “Bu, onun çok sevimli olduğu gerçeğini değiştirmiyordu” (s:19) diyor.

Oysa Chloe, başlangıçta yazarı pek de önemsemez; buluşma önerisini geri çevirir, telefonlarını – belki de işinin yoğunluğu gereği- baştan savma yanıtlar, aramak için hiç de acele etmez. “Chloe’nin eril arayanının dişil bekleyeni konumuna düşmüştüm” (s:21) diyor yazar. Arkadaşlıkları ilerlediğinde de Chloe’nin duruşu değişmezken yazar nasıl davranacağını bilememektedir. Sayfa 35’de “Chloe’ye olan aşkım, kendime olan inancımı yitirmeme yol açıyor.”diyor. Buluşmaya başlamalarının hemen ardından da “Baştan çıkarmak için, nasıl bir sahte kimliğe bürünmesi gerektiğini” anlamak için Chloe’yi yakından tanımaya çalışıyor. Ancak kaçınılmaz olan gerçekleştiğinde, Chloe onu evine, yüreğine kabul edip, bir de eksiksiz kahvaltı hazırladığında, on çeşit arasında böğürtlen reçeli yok diye kavga çıkarıyor. Yazar bunu şöyle sorguluyor: “Nasıl olur da Chloe’nin beni sevmesini isteyip de, sevdiği zaman sinirleniyordum? (s:58) Yanıt sayfa 65’te geliyor: “Aşk, varılacak bir nokta değil o noktaya giden yolun kendisidir ve aşığın hedefe ulaşması, yani sevdiğini elde etmesi aşkı küllendirir.

 Tarihsel süreç içersinde aşkı, mistik değeri, mitolojisiyle inceledikten sonra altına imzamı atacağım bir tümceye yer veriyor.   “Aşk, asla kendiliğinden değildir, farklı toplumlarca kurgulanır ve tanımlanır. (s:101) Daha sonra yine aynı konuya dönecek ve “başka bir deyişle, özetler çıkararak yaşıyoruz bizler (bir ağacın ya da duygusal bir durumun) baskın özelliğini alıp bütünü o özellikle etiketliyoruz” (s:141)  diyecek.

            İkilinin neredeyse kusursuz sayılacak beraberlikleri sürüp giderken, sanılanın aksine aldatan Chloe olur. Yazar bunu sezer, ancak İngiltere’de yaşayan bir İsviçreli olduğu için, gurur meselesi yapıp “gidip şunları bir güzel öldüreyim” demez, bilmezden gelir. El yordamıyla aşkı yeniden kazanma çabasına girer. Kesinleşebilecek bir ayrılıktansa, belirsizlik içinde yaşamayı göze alır. “Söylesem kaygılarım varlık kazanmış olacaktı, şüphelerim bir ithama dönüşecekti” (s:167)diyor.Kendi beyninin uydurduğu yalanlara inanır. Oysa rakibi iş arkadaşıdır, ihanet katmerlidir yani. O durumdaki hemen her insanın düştüğü durumu anlatan şu sözleri söylüyor: “Ölümün işaretleri çevremi sarmış, okunmayı bekliyordu ama hissettiğim acı nedeniyle okuyamıyordum.” (s:169)

            Ancak Chloe, ikili yaşamı daha fazla sürdüremez, Paris gezisinden dönerken, hem de uçakta, hüngür hüngür ağlayarak ihanetini itiraf eder. Galiba kadınları erkeklerden ayıran en önemli özelliklerden biri de bu; çok eşli (elbette istisnalar vardır) olamıyorlar.

            Chloe çekip gittikten sonra yaşanan acılar okura olduğu gibi geçiyor; oysa hiç dramatize edilmemiş. Yazar, içindeki boşlukla baş edemeyince intihara bile kalkışıyor; suda köpüren tabletlerin kullanılmış olması eylemi karikatürize ediyorsa da, amacının “sensiz yaşamayı reddediyorum” demek olduğunu söylüyor yazar. “Onu sevmek benim hakkım, onun beni sevmesi onun görevi değil mi?” (s:189) dedikten sonra, yeniden Kant’ın felsefesini anımsatan ve Lilith’in görüşleriyle örtüşen bir tümceyle kendini yanıtlıyor: “Ahlaki yasalarım, arzularımın yüceleştirilmesinden ibaretti, eğer varsa öyle bir şey, platonik bir suç işliyordum.” (s:189)    

Çeviri: Ahu Antmen