ÇUKURDA

ANTON ÇEHOV

Çeviri: Hasan Âli Ediz

Adam Yayınları.

Basım: 1982

Anton Çehov

Çukur, Ukleyevo Köyü’nün kurulduğu coğrafya. Öykünün katmanları açıldıkça yazarın, bunu imgesel bir anlamda da kullandığı belli olacaktır. “Ukleyevo Köyü bir çukurun içinde bulunuyordu; öyle ki, şoseden ve şimendifer istasyonundan, ancak çan kulesiyle basma farikalarının bacaları görünüyordu,” diye başlıyor Çehov. Daha ilk tümcede resim değişmez bir gerçek gibi karşınızda beliriyor. Ardından gelen tümce o durağanlığı daha da pekiştiriyor. “Böyle bir köyde yazacak ne bulmuş ki Anton Çehov?”  diye sorgulanabilir… Ama tümceler birbirine kendiliğinden ulanır, kahramanlar birbiri peşine sökün eder. Belki dikkatimizi çeken, “Küçük bir köy” diye söz edilen Ukleyevo’da üç fabrikanın bulunmasıdır. Bunlardan biri deri, ikisi basma fabrikasıdır. Sağlıksız koşulları yüzünden deri fabrikası kapatılmıştır ancak sahibi Tsıbukin’den rüşvet alan bucak polisiyle ilçe doktorunun bilgisi altında gizlice çalışıyordur. Grigori Petrov Tsıbukin görünüşte bir bakkal dükkânı işletiyor gibidir ama girip çıkmadığı boya yoktur. Çok para kazanır ama kimsenin hakkını vermez, bakkalda sattığı ürünler sağlıksızdır.

İki oğlundan büyüğü polis memuru Anisim, eve seyrek uğrar. Küçüğü Stefan, ticaretle uğraşır, hastalıklı ve işitme engellidir. Güzel, becerikli, hırslı ve çok çalışkan bir kadın olan Aksinya’ya Tsıbukin hayrandır. Onun büyük değil de küçük oğlunun eşi oluşuna üzülmektedir.

Tsıbukin duldur. Aile yaşamına düşkünlüğü yüzünden oğlunun düğününden sonra kendisi de evlenir. Varvara Nikolayevna, iyi bir ailedendir, güzel, temiz, çalışkan bir ev kadınıdır. Yardımsever bir kadın olan Varvara Nikolayevna, kocasının aksine mujiklere de yardımcı olmayı sever.

Ukleyevo’daki basma fabrikalarından biri, büyük Hrımin’lerin; öbürü küçük Hrımin’lerindir. İki Hrıminler sürekli kavga halindedir ve sık sık davalı olurlar. Aksinya’nın küçük Hrımin’lerle farklı bir ilişkisi vardır. “Hrımin’ler, onu yakaladıkları gibi, adeta zorla arabalarına bindirip götürürlerdi.” Der yazar. “Geceleyin, araba gezintisinden sonra Hrımin’lerin avlusunda pahalı bir armonik çalardı. Eğer mehtaplı bir gece ise, armonik sesi ruhlarda bir heyecan ve sevinç tutuştururdu. Artık Ukleyevo bir çukur olmaktan çıkardı.” S:99

Eve pek uğramayan Anisim’in gönderdiği mektupları, kendisinin yazmadığını düşündürür yazar. İleriki sayfalarda bunun böyle olduğu da anlaşılır zaten. Alttaki imza da kargacık burgacıktır.

Karnaval yortularından biraz önce eve dönen Anisim’in işinden kovulmuş gibi bir hali vardır. Varvara onu evlendirmeye karar verir. Güzel bir kız ararlar ve gündelikçilikle geçinen bir kadının, gündeliğe giden kızı Lipa’da karar kılarlar. Lipa, teslimiyetçi bir görüntü sergiler.

Öykünün 104. sayfasında kendilerini kırbaçlayan bir tarikattan söz edilmesi şaşırtıcı. Bunun sadece İslam mezheplerinden birinin kültüründe var olduğunu sanıyordum. Yazar bu konuya fazla girmez, sadece o tarikattakilerin yaşadığı köyden gelen iki terzi kızkardeştir sözü edilen, düğün elbiselerini onlar dikerler. Emeklerinin karşılığını alamazlar, oturup ağlarlar.

Düğüne üç gün kala gittiği yerden dönen Anisim, pırıl pırıl giysiler içindedir, ortalığa para saçar. Düğün hazırlıkları tüm görkemiyle sürmektedir. Satır aralarında sürekli bir soru imi okura göz kırpar. Anisim, tedirgindir, okur da birlikte… hiç acelesi yoktur Çehov’un; onun bu rahatlığı okurda yanıldığı izlenimi uyandırır, ama bir de bakar ki aynı soru imi yine göz kırpıyor. Yazarır okurla oynamaktan hoşlandığını düşündüm.

Düğünden beş gün sonra Anisim, vedalaşmak için Varvara’ya uğrar. Varvara ona, halka yaptıkları hileden, haksızlıktan yakınır. Anisim, babasının sözleriyle karşılık verir. “Kim neye yaraşiksa anneciğim…”

Gösterişli ve cakalı bir vedayla evden ayrılır. Kocası gittiği için Lipa mutludur. Bir gün eski dostlarından biriyle konuşurken, “Zengin bir yaşayış sürüyorlar ama ben orada korkuyorum.” Diyecektir.

Sıradan insanlar; işçi, çiftçi, köylü zorlu yaşam koşullarıyla savaşırken zenginlerin mutsuzluklarını tartışırlar aralarında.

O sırada ortalikta bir kalp para söylentisi yayılır, kaynağın Anisim olduğu ortadadır. Aksinya dışında herkes korku içindedir. O, kalp paraları orakçılara üçret ödemesi olarak verir. Anisim tutuklanır. Tsıbukin’in evinin ışığı söner, Tsıbukin birden ihtiyarlar. Dostu kalmamıştır. Aksinya’yla kocası dükkanla uğraşırlar, yeni yeni işlere girişirler. Hayal ettiği tuğla fabrikasını kurmuştur.

Lipa bir oğlan doğurur. Anısım’in cezasının kesinleşmesi Tsıbukin’in sonu olur. Ardından Lipa’nın çocuğu da Aksinya’nın attığı kaynar suyla haşlanarak ölür. Bu ihtiyar Tsıbukin’in kalan enerjisini de tüketir. Artık o bir gölgedir. Çoğu kez o hiç sevmediği mujiklerin verdiği ekmekle karnını doyurur. İnsan, ister istemez Anisim’in o sözünü anımsıyor:

“Kim neye yaraşıksa!”