Kendi Doğasındaki Mucize DATÇA

 “ Datça, benim kendimi gerçekleştirdiğim coğrafyadır. Dört kitabımı, sağlığım buraya borçluyum, doğa yürüyüşlerine ilgim burada tutkuya dönüştü. Doğadan Tarihe DATÇA SERÜVENİ, o tutkunun eseridir ve imkânsızın gerçekleşme öyküsüdür. Doktorların, değil doğa yürüyüşü merdiven inip çıkmayı bile yasakladığı bir yarı engelliyken bu gün gönüllü rehberlik yapabiliyorsam bunu, Datça’nın eşsiz doğasına borçluyum. Hiçbir operasyon geçirmeden hem de. O kitabı yazmaktaki amaçlarımdan biri, benzer sorunları olanları yeniden yapılandırmaktı; bir diğer derdimse Datça’daki yürüyüş parkurlarını yurt genelinde tanıtmak. Bu doğrultudaki çabamı yazılarla, kitapla da sınırlı bırakmadım, gönüllülük esasına dayanan rehberlik ve organizatörlük boyutuna da taşıdım. Başından beri çabamı destekleyen Ahmet Şengeç’e, ilk yıl destek veren Datça Belediyesine teşekkür borçluyum. Ama davamı hakkıyla anlayan ve sahip çıkan Citi Hotel oldu. Ütopyamı paylaştım onlarla. Üç “S” düşümden söz ettim: Sanat, Sağlık, Spor Turizmi. Spor konusundaki düşüncelerimin bir kısmını kitabımda anlattım. Orada yazılanlara altıyla üstüyle su sporlarını, yamaç paraşütünü, balon turlarını ekleyin! Sanata gelince… Bana göre Datça doğası, yaratıcılık gerektiren tüm sanatlar için eşsiz bir dokuya sahip. Sınırlı hacimde bir yazıya sığmayacak kadar hem de. Sağlıktaki olumlu etkisini ise ilk söyleyen ben değilim, bu konuda Strabon’un şu sözü Datça’nın simgesi olmuştur: “Tanrı, sevdiği kullarını Datça’ya gönderirmiş.”

Coğrafyacıların Atası Tarihçi Strabon.

Hastaların nekahet dönemini Datça’da geçirmeleri için özendirici uygulamalar ve tanıtım yapıldığında katlanarak çoğalan bir turizm gelirimiz olacaktır. Hatta bunlara, “Balayı” turizmini de ekleyebiliriz. Geçiş dönemindeki hiçbir çift, trafikle, gürültü kirliliğiyle boğuşmayacağı böyle bir coğrafyaya ilgisiz kalamaz. Bunlara bir de fotoğrafçılığı, doğal tarımı, endemik bitkileri, solunabilir nitelikli havayı ekleyebilirsek öyle bir fark oluştururuz ki tüm tatil beldelerinin arasından sıyrılıp çıkarız. Öte yandan Marmaris, Çeşme, Kuşadası benzeri bir yapılanmaya gidildiğinde var olanı yinelemekten öte bir oluşum gerçekleşmeyeceği için yine düş kırıklığı yaşanması kaçınılmaz. Adı geçen yerlerdeki esnafın gelirinin kışın düştüğü de bilinen bir gerçek. … Bu dokuyu bozar da bu değerleri yitirirsek; korkarım ki içine düşeceğimiz çıkmazda boğuluruz.  Çünkü herkes, amaçsız tatilden yoruldu. Otuz yaş üstü hiç kimse, her tür müziğin birbirine karıştığı ortamlarda eğlenme adına yorulmaya istekli değil artık, zamanın değerinin gittikçe yükseldiği günümüzde, eline geçen fırsatları sonuna kadar kullanmak istiyor. Özel merakların gerçekleştirilmesine ortam hazırlayan ilk turistik belde, hem istikrarlı bir gelir düzeyine ulaşacak, hem yaz turizmindeki acımasız rekabet ortamından sıyrılmış olacaktır.  ”                   

    Suna Güler/ Mayıs 14

Tüm bu özelliklerini dikkate almazsak yitireceğimiz ne sadece doğa, deniz, balık, badem olacaktır, ne de sıradışı bir coğrafya; Datça, kendi bütünlüğü içinde doğal bir mucizedir.