İLYADA DESTANI

S:87) Hepsinin ağzı ve dili bir değildi: türlü dilleri karışıyordu; bunca memleketten gelmiş insanlardı! İki ordudan biri Ares’in, öbürü çakır gözlü tanrıça Athene’nin, Korku, Bozgun, Boğuşma tanrılarının şevki altındaydı İLYADA :

S:114) İlion şehrini yıkabilmiş, sokaklarını ahalisiz koymuştu.

Çok Baskısı Olan İlyada’nın Kapaklarından Biri

S:118) Here, yuvarlak sekiz yarım çaplı, tunç tekerlekleri taktı. Üst çember paslanmaz altındandır, bunun da üstüne tunçtan daireler geçirilmiştir: Görülecek bir hârika! Tekerleklerin merkez kısımları gümüşten; arabanın sandığı altın ve gümüş kayışlarla bağlanmış, iki kat rampa ile çevrilmiş; gümüşten bir timonu uzanmış. Arabaya, Here, güzel altın boyunduruğu taktı, onun da üstüne altın kayışlar koydu.

S:136) Hektor, Aleksandros’un konağına vardı: Bu, vaktiyle kendisinin, usta doğramacıların yardımıyla yapmış olduğu güzel bir konaktı.

S:139) Kilikialılar üzerine hüküm sürerdi. Tulgası tunçtan Hektor oraya gitmiş, kızını karısı olarak almıştı.

S:141) Şimdi Andromak yanına gelmekte ve arkasından Zeus ve siz bütün tanrılar! Sizden dilerim ki, oğlum Troyalılar arasında nam kazansın, benimkine eşit bir kuvvet

göstersin ve İlion’da hüküm sürsün! Bir gün kavgadan dönüşünde, «Babasından da daha cesur bir savaşçıdır» denilsin! Öldürülmüş bir düşmanın kanlı silâhlarını getirsin de annesinin gönlü sevinç içinde kalsın! (Hektor’un sözleri)

İlyada ve Odisseus Destanlarının Yazarı Homeros

S:145) Sonra gene dövüşürler, Troya için mukadder olan saat gelinceye kadar,

çünkü siz ölümsüz tanrıçaların gönlünüzle istediğiniz: Bu sitenin harap olmasıdır.

S:147) Şeref teklifin reddini, korku kabulünü menetmektedir.

 Hay çolpalar, mendeburlar, karı Ahaylılar, size erkek denemez. Şu anda, Danaoslular içinde, Hektor’a karşı çıkacak tek bir kişi bulunmazsa, müthiş, iğrenç bir utanç olur. Haydin, hepiniz toprak su olun, şuraya, gayretsiz, cesaretsiz oturan haysiyetsizler! Ona karşı ben silâhlanıp çıkacağım. Zafer için, değişmez hüküm yukarıda, göklerde verilmiştir.

S:157) İsterlerse can yakan kavga, ölülerimizi yakabilmek için, bir müddet durdurulsun. Sonra gene dövüşürüz; tanrı iki milletimiz arasında tercihini belirtip zaferi birine nasip edeceği saate kadar…

S:164) Sayıları daha az ise de kavgaya, dövüşmeğe ateşli arzuları küçük değildi:Çocuklarım, kadınlarını korumak ihtiyacı onları zorlamaktaydı. Bütün kapılar açıldı, ordu gerek yayan, gerek atlı arabalı olanlar dışarı atıldı; büyük kargaşalık sesleri yükseldi.

S:167) Eyvah! Kahraman Tyde’nin oğlu! Nasıl sözler söyledin öyle? Hektor istediği kadar senin için korkak, cebin desin! Troyalılar ve Dardanoğullarından kimse ona inanmıyacak;

kocalarını yerlere sermiş olacağın kadınlar, ulu gönüllü savaşçıların karıları arasında da ona inanacak kimse çıkmıyacaktır.

S:175) Tek bir adamın, Priamoğlu Hektor’un saldırışları altında hazin kaderlerini tamamlayıp mahvolsunlar mı?

Çevirmen Ahmet Cemal Emre

S:200) Zeus’un kızları Dualar: ayakları topal, yüzleri buruşuk, iki gözden şaşı tanrıçalardır, sıkı sıkı Hata’nın izinden giderler. Hata’nın vücudu dinçtir, ayakları sağlamdır; Duaları arkada bırakır, en önde dünyayı dolaşır, insanlara fenalık yapar. Arkadan yetişen Dualar Hatanın yaptığı fenalığı onarmağa çalışırlar. Bu Zeus kızları Dualar, kendilerine saygı

S:215) Açık hendeğe bir kere geçtikten sonra, kadavralar arasında temiz kalmış boş bir yer görüp orada toplandılar.

S:219) Karanlık gece ortasında; ölüm, ölüler, kan arasında iki arslan gibi gidiyorlardı.

S:224) Kardan beyazdırlar ve yel gibi tez koşarlar. Arabası altınla ve gümüşle süslenmiştir. Gayet büyük altın silâhları var ki, görülecek sanat eserleridir.Taşıması ölümlü insanlara değil, daima var olan tanrılara yakışır.

S:226) Ondan sonra, silâhlar ve siyah kan arasından ilerleyip çabuk Thrakialıların kampına ulaştılar.

S:231) Bu zırhın on sırası koyu mavi yılan derisiyle kaplı, on ikisi altından, yirmisi kalaydandı.

En son, eline, cesareti arttıran, tepeleri parlak tunçtan, sivri temrenleri gayet keskin çelikten iki kargı aldı.

S:234) ilyada Piyadeler kaçış zorunda kalan piyadeleri, araba sürenler araba sürenleri yok ediyordu; hepsinin altında, atların yankılı ayaklarıyla, ovadan toz bulutu yükseliyordu. Tunç silâhlar canlara kıyıyordu. Agamemnon Han Argosluları cesaretlendiriyor ve onlarla birlikte, hepsi beraber, durmadan öldürüyorlardı.

Hani çok sık bir ormanın içine her şeyi yok eden ateş girer burgaçlı rüzgârla her yanı sarar, alevlerin saldırışıyla yüksek ağaç gövdeleri yukardan aşağı paldır küldür düşerse, onun gibi Atreoğlu Agamemnon Hanın hücumları ile bozguna uğrıyan Troyalıların kelleleri düşüyordu.

S:241) Bir kere daha köpek, ölümden sıyrılabildin! Felâket çok yaklaşmıştı ama Foebos Apollon bu sefer de seni korudu.

S:277) İdomene, bugün yüreği gevşeyip kavgadan sıvışmak istiyecek her kim varsa, Troya’dan vatanına dönmesin, burada kalsın, köpeklere yem olsun! Git, silâhlarını takınıp yine buraya gel. İkimiz, işbirliği etmeğe çalışmalıyız, yalnız ikimiz kalsak bile, bakalım, bir şeye yarıyabilecek miyiz? Korkaklar bile, başkalarına dayandıkları zaman, yüreklerine cesaret gelir.

İlyada Destanının Kahramanları Bir Rölyeften

S:284) Hey Deifobos, önemli bir hesap karşısındayız: Bir ölüye karşı üç ölü! istediğin kadar yüksekten övün artık, zavallıcık! Fakat karşıma kendin gel, dur da, buraya benim şahsımla nasıl bir Zeus dölü gelmiş olduğunu gör! Zeus önce Minos’un babası ve Girit’in koruyucusu olmuştur. Minos’un kusursuz oğlu Deukalion ise benim babamdır: Geniş Girit ortasında büyük bir budun üzerine hüküm sürmek için dünyaya geldim. Gemilerim beni senin başına, babanın başınave bütün Troyalılara belâ olmak için buraya getirmiştir.

S:285) Ene, Troyalıların saylavı, içinde bir kaygı varsa, herhalde eniştenin yardımına koşmalısın. Benimle gel, İkaos’u kurtarmağa gidelim: Enişten olarak seni sarayında, büyüten odur: Ün salmış savaşçı İdomene öldürdü.

S:291) Ya evde kalacaktı, orada ağrılarına katlanılmaz bir hastalıkla ölecekti; veya sefere karışacak, Ahaylıların gemileri arasında, Troyalılardan birinin silâhıyla can verecekti, işte şimdi Paris’in tunç temreniyle, çenenin ve kulağın altından vurulmuştu. Az sonra vücudundan can ayrıldı, çok sevimsiz ölümün gölgesi onu kapladı.

S:300) İşler gözlerimizin önünde geçiyor, yukarılarda gürleyen Zeus bile, istese de hiçbir şey değiştiremezdi. Kendimiz ve gemilerimiz için güvenilir bir sığınak diye diktiğimiz hisarı yıktırdı. Bizimkiler, güzel gemilerimizin etrafında en inatçı kavgaya durmadan devam ediyorlar. Gözlerimizle ne kadar derinden bakıp araştırsak, Ahaylıların iki yönden ne derece hırpalanmış olduğunu kestiremeyiz. Bizim için ancak düşünüp işlerin nasıl bir gidiş tutacağına bakmak kalıyor. Akılla yapılacak bir şeyler bulunabilir, ama kimseyi kavgaya karışmağa çağıramam: Yaralı insan dövüşemez.

S:334) A dostlar! Erkek olduğunuzu gösterin! Yüreğinize utanma duygusunu sokun! Canlar yakan boğuşmalarda birbirinizi utandırarak cesaretlendirin. Utanma duygusu olan savaşçılardan sağ kalanlar ölenlerden daha çok olur. Kaçanlara yardım edilmez, hiçbir şeref gösterilmez.

S:345) Böyle dedi, ve Patroklos hemen göz kamaştırıcı tunç silâhları takındı; önce baldırlarına topukları gümüşten güzel dolakları bağladı. Sonra göğsüne, ayağına çabuk Eakoğlunun yıldızlı göğe benziyen zırhını giydi. Omuzlarına gümüş çivili bir tunç kılıç, ondan sonra büyük ve sağlam bir kalkan attı; yiğit başına köpek derisinden bir tulga geçirdi: at kuyruğundan sorgucu üstten sallandıkça yüreklere ürküntü veriyordu. En son, eline uygun iki sağlam mızrak aldı. Ahilleus’un yalnız bir silâhını, kendisinden başka kimsenin sallayamadığı mızrağı eline almadı; bunu Peiİlion tepelerinden Hiron sevgili babasına düğün hediyesi olarak getirmişti: kahramanlara ölüm veren bir mızraktı.

Automedon’a çabuk atları koşmasını emretti; safları bozmada, Kusursuz Ahilleus’tan sonra en çok takdir ettiği ve kavgada en güvenilir saydığı adam Automedon idi. Tez yürüyüşlü iki atını, yel gibi uçan Ksanhos ile Balios’u, Automedon arabaya koşulmuş olarak getirdi.

Truva Atı

S:380) Atlar ne Hellespont’a, gemilere doğru adımı atıyorlar, ne de Ahaylıların savaştığı tarafa yürüyorlardı. Orada, çok parlak arabanın yanında, başları toprağa yapışık, hareketsiz duruyorlardı. Gözlerinden ateş gibi sıcak yaşlar yere dökülüyor, boyunduruğun iki yanından sarkan sorguç kirleniyordu: atlar arabacıları için matem tutuyorlardı.

S:394) Arkadan gelen Hektor, üç defa cesedi ayaklarından tutmuştu, kendine çekmek arzusu ile yanıyor, aynı zamanda Troyalıları yüksek naralarla azarlıyor; üç defa da iki Ayas ateşli bir yiğitlikle onu ölüden uzaklaştırmışlardı. Hektor, bahadırlığına güvenerek, şimdi boğuşa atılıyor, az sonra da durup bir nâra atıyordu, fakat bir adım bile geri kaçmıyordu. Ve nihayet cesedi kendine çekerek büyük bir şan kazanmak üzere iken yel ayaklı İris koşarak, Olympos’tan gelmiş, Peleoğlu’na silâhlanmasını emretmişti. Bundan Zeus’un ve öbür tanrıların haberi yoktu; onu yalnız Here göndermişti.

S:395) Yürekten düşündüğü: ölüyü ele geçirince başını nazik boynundan ayırıp kazıklar şebekesinin üstüne asmaktır. Haydi, kalk, artık yerde yatma. Patroklos’un Troya köpeklerine ziyafet çekileceğini hatırla da yüreğine kaygısı sinsin. Başı kesilmiş, parçalanmış olarak ölüler arasına giderse senin için ne büyük bir utanç lekesi olur.

S:401) Ahilleus böyle konuştu, ve yarenlerine ateşe büyük bir üç ayaklı koymalarını emretti; tez elden Patroklos’un üstünü örten kan yıkanmalıydı. Hemen alevli ateş üzerine üç ayaklı banyo kazanını koydular, su ile doldurdular ve altına bol bol odun dizdiler. Tunç kazan içinde su kaynadıktan sonra, cesedi yıkadılar, pırıl pırıl bir yağ ile ovdular, yaralarını dokuz yıllık bir merhemle doldurdular; sonra bir yatağa yatırdılar; başından ayaklarına kadar yumuşak bir çarşafla ve kare bir beyaz kumaşla örttüler. Sonra, bütün gece, ayağına çabuk Ahilleus’un etrafında, Myrmidonlar Patroklos’un üstünde inliye hıçkıra ağladılar. O zaman Zeus, karısı ve kızkardeşi Here’ye seslenerek şöyle dedi: — Sonunda dileğine erdin, büyük gözlü Here Sultan; ayağına çabuk Ahilleus’u ayağa kaldırdın. Sanki başları saçlı Ahaylılar senden doğmuş, öyle davrandın.

S:403) Bunun üzerine, Thetis, gözyaşları dökerek şöyle dedi:— Hefaetos, Olympos’ta oturan tanrıçalar arasında,Kronosoğlu Zeus’un bana çektirdiği, bu derece katlanmaz kaygılara uğramış bir başkası var mıdır— Deniz tanrıçalarından yalnız beni bir ölümlüye Eakoğlu Pele’ye verdi. Birçok tiksintilerle yatağına girdiğim ölümlü, şimdi,konağında, acı ihtiyarlıktan bitkin, yatıyor. Bu adamdan bir oğlum oldu; onu doğurdum ve kahramanlardan kahramanı büyüttüm. Bir taze fidan gibi besleyip büyüttükten sonra, koca karınlı gemilerle, İlion’a, Troyalılara karşı savaşmak üzere gönderdim. Onun, bir daha, Pele’nin konağına döndüğünü göremiyecektim.

S:404) Hefaestos bir kalkan hazırlamakla işe başladı: Beş tabaka üzerine, büyük ve sağlam bir kalkan; on üç katlı, ışık parlaklığında bir çemberle çevirdi; bodresini gümüşten yaptı. Kalkanı süslemekte sanatının bütün bilgilerini kullandı. Orada yer, gökle deniz, yorulmaz güneş, tam tolun halinde ay, ve göğün tacı bütün yıldızlar nakşedilmişti. (Aşil için hazırlanan kalkan.) Orada bir agora (dernek meydanı) nakşedilmişti:

S:405) iki insan sitesi de nakşedilmişti: Birinde düğünler, cümbüşler, yeni evlenmiş kızlar odalarından alınıp şehrin meydanında, meşalelerle gezdiriliyor; izlerinden visal türküleri yükseliyor; genç delikanlılar döne döne raksediyorlar; kitaraların, flavtaların nağmeleri işitiliyor; kadınlar, kapıların önünde, ayakta hayran hayran dinliyorlar. Ün salmış topal oraya nadas edilmiş, çok bitek bir tarla levhası koymuş: Oraya Hanlara mahsus bir arazi levhası da konmuş: Oraya bir de, iri üzüm salkımlarıyla, bir bağ levhası da konmuş; ortada bir çocuk güzel ut çalıyor, ince sesiyle hoş türkü söylüyor; öbürleri ayaklarını yere vurarak ona refaket ediyorlar, sıçrayıp raksediyorlar. Efsunlayıcı koronun etrafını güzelliğe hayran seyirciler sarmış, iki cambaz da, bayramı açmak için ortada dolaşıyor.

S:408) Anam, bir tanrı bana ölümsüzlere yakışır bir sanatla işlenmiş, bir insanın elinden çıkması imkânsız silâhlar gönderdi. Öyle ise, ben şimdi silâhlanmalıyım. Fakat bu sırada, sinekler, yiğit Menoetios oğlunun vücuduna tunç silâhlarla açılmış yaralardan girerler diye çok korkuyorum: Ölümle hayatı sona ermiş olan cenazeyi kurtlandırırlar, etlerini çürütürler.

Ona, gümüş ayaklı tanrıça Thetis cevap verdi:

— Sen bunları aklınla düşünüp kaygılanma, çocuğum. Ben kendim, kavgada öldürülenleri yiyen şu vahşi cins sinekleri ondan uzaklaştırmak için ne lazımsa yapacağınm. Öyle ki, bir sene, ve daha fazla, yatıp kalsa, eti hiç bozulup değişmiyecektir. Sen şimdi, bütün Ahaylı kahramanları derneğe çağır, budunlar çobanı Agamemnon’a karşı beslediğin hınçtan vazgeçtiğini söyle, sonra, çabuk, silâhlansın, savaşçılığını takınarak kavgaya hazırlanırsın.

S:410) Sen çabuk git, başları saçlı Ahaylıları kavgaya cesaretlendir,

Ne yapabilirdim? Her şey tanrıların aklından ve elinden geçer.

S:413) Sonra hediyeler, bütün vâ’dettiğim gibi, gelecek, kadınları da getireceklerdir. Talthybios çavuş da çabuk gitsin, bir erkek domuz yavrusu bulup getirsin. Zeus’a ve güneşe kurban keselim.

S:415) En önce, Zeus, tanrıların en büyüğü ve en yükseği şahidim olsun! Yer, Güneş ve yerin altında yeminlerinden dönenlere ceza veren Eriny’ler şahidim olsunlar! Hiçbir zaman genç Briseis’e, ne yatağına girmek arzusuyla, ne başka bir sebeple elimi sürmüş değilim. Kız daima barakamda dokunulmamış kalmıştır. Yeminime en küçük bir saygısızlık işlemiş isem, tanrılar, yeminlerini bozanlara verdikleri bütün cezalarla çarpsınlar.

Zeus Ata, ölümlüleri büyük hatalara kaptıran sensin! Böyle olmasaydı, Atreoğlu hiçbir zaman göğsümde yüreğimi o derece öfkelendiremez, hiç söz dinlemeden, kızı elimden almakta direnmezdi.

S:416) Yalnız ulu gönüllü Myrmidonlar bu sırada, tezlikle hediyeleri Ahilleus’un gemisine ve barakasına taşımağa başladılar. Kadınları barakaya yerleştirirken seyisler de atları sürüye götürüyorlardı.

S:428) Senin kusursuz Pele’nin oğlu olduğunu söylüyorlar. Saç örgüleri güzel, denizli Thetis de annendir. Sen, neslim ve doğuşum üzerine daha çok öğrenmek istiyorsan, söyliyeyim, dinle: Bulut devşiren Zeus’tan en önce Dardanos doğmuş, Dardan ilini kurmuştur. O zaman İlion henüz bir insan sitesi olarak ovanın içinde yükselmemişti. Dardan ilinin insanları çok pınarlı İda’nın yamaçlarında otururlardı. Dardanos’tan Eriktisonios Han doğmuştu. Bütün insanların en zengini idi, üç bin at kısrağı vardı, güzel taylarıyla birlikte çayırlarda otluyorlardı. Eriktisonios’un oğlu Tros’tan kusursuz üç oğul doğmuştur: İlios, Assarhos, Ganymedes; tanrılar benzeri ve insanların en güzeli Ganymedes, Olympos’a kaçırılmış, Zeus’a ve bütün tanrılara şakilik etmiştir. İlios’un da oğlu Laomedon’dur; ve kusursuz Laomedon’dan. Tithon, Priam, Lampios, Klytios Ve Ares dölü Hiketaon doğmuştur. Assarhos’un oğlu Kapys, Kapys’in oğlu Ankis’tir; Ankis’ten ben doğdum, Priam’dan da Hektor dünyaya gelmiştir. İşte ben bu nesilden ve bu kandan çıkmış olmakla övünüyorum.

S:435) Fakat bu işler tanrının dizlerine dayanmaktadır. Değerce seninle bir olmasam da kargımla vurarak canını alamaz mıyım? Benim de silâhım çok defa delici olabilmiştir.

S:443) Güzel dalgalarım şimdiden ölülerin cesetleriyle öyle dolmuş ki, akışını tanrısal denize ulaştıramıyorum; sen ise durmadan öldürüyor, kılıçtan geçiriyorsun! Artık son ver! Senden tüylerim ürperiyor, hey savaşçılar Hanı!

S:449) Olympos’ta oturan Zeus sesler işitince, tanrıların birbirlerine girdiklerine sevinerek güldü. Uzun zaman birbirlerinden uzak durmadılar. En önce, kalkandeşen Ares, tunç mızrak elinde, Athene’ye atılarak kınayıcı sözler söyledi:

S:452) Uzağa atan Apollon Han cevap verdi: — Yeri sarsan, kimi vakit toprağın yemişini yiyerek taptaze yaşıyan, kimi vakit ise tükenip yok olan zavallı insanlar için, sana karşı olduğumu söylersem, aklımın sağlam olmadığını söylersin. Şu kavgayı, en çabuk durduralım, onları da kendi kendilerine bırakalım, işlerine istedikleri gibi düzen versinler.

Ahaylılar Truva Önlerinde

S:459) Sivri tunç ile vücudu delik deşik edilmiş genç bir savaşçı için ne ise! ölü düşüp yatması bile güzel. Fakat köpeklerin beyaz bir alna, apak bir başa, kılıçtan geçirilmiş bir ihtiyarın erkekliğine hakaret etmeleri, işte zavallı insanlar için bundan daha acıklı felâket olmaz!

S:462) Bu kovalamacanın hedefi atkısrak terbiyecisi Hektor’un hayatı idi. Üç defa, Priam’ın şehrini, çabuk koşan ayaklarıyla, dolaşmışlardı. Bütün tanrılar seyirlerine bakıyordu. Tanrıların ve insanların babası, ilkin, söz alarak şöyle dedi:

S:465) Haince böyle konuşan Athene yürüyüp yolu gösterdi. İkisi karşılıklı yürüyerek birbirine yaklaştılar.

S:469) Sana yalvarıyorum, dizlerine kapanıyorum: annen için, baban için, tatlı canın için… beni Ahay gemilerinin yanında köpeklere parçalatma! İstediğin kadar tunç, altın kabul et, babamın, sevgili annemin sunacakları hediyeleri al, cesedimi onlara ver, Troyalı erkekler ve kadınlar bana da cenaze ateşi şerefinden bir pay ayırsınlar.

S:474) Ahaylıların bize açtığı kavgadan kurtulsa da onun haklarını başkaları kapacak, hayatı acılar, kaygılar içinde geçecektir. Yetim kalan çocuğun çocuk arkadaşları bile olmaz: her yerde başı eğik, boynu bükük, yanakları yaşlı, ıslak olur! İhtiyaçtan babasının dostlarına baş vuracak, eteklerini çekecek, fakat yüz bulmıyacak: babasının bulunmıyacağı ziyafette dudaklarından şarap geçmiyecek! Babası varken ilikten ve koyun yağından başka bir şey yemiyen bu tek oğul, bu Astyanaks göz yaşlarıyla dul anasının koynunu ıslatacak!

S:480) Cenazeyi Peleoğlu’nun gösterdiği yere koydular. Patroklos’un üstü; kesilen ve üzerine atılan saçlarla örtülmüştü. En önce Ahilleus, Sperkios ırmağı için beslenmiş olduğu kumral saçlarını kesmişti; kestikten sonra öfke ile şöyle dedi.

S:481) Sonra, uzun uzun hıçkırarak, ateşe güzel dört at attı. Patroklos Hanın, kendine alışık, dokuz köpeği vardı, bunlardan da ikisinin boğazını keserek ateşe verdi. Yüreği canlara kıymaktan başka bir şey istemiyordu ulugönüllü Troyalı gençlerden on ikisini de boğazlıyarak ateşe attı. Sonra, bütün bunları yutsun diye ateş canavarının zincirlerini kopardı, ve hıçkırarak arkadaşına ağıt söyledi:

— Selâm sana, Patroklos, Hades’e kadar selâm!. Sana neler va’dettimse şimdi yerine getirmekteyim: ateş, seninle beraber, ulugönüllü Troyalıların on iki yiğit oğlunu da yakacaktır. Priam oğlu Hektor’u ise alevlere değil, köpeklere yedireceğim.

S:509) …ihtiyar, oğlunun başını satın almak için sarayını soyuyor, hiç bir değerli sanat eserini esirgemiyordu.

S:519) Erkeğim, çok genç hayattan ayrılıyor, beni konağında dul bırakıyorsun. Oğlumuz, biz iki talihsizin dünyaya getirdiğimiz masum çocuk, daha çok küçük; gençlik çağına erişeceğini ummuyorum; ondan önce şehrimiz baştanbaşa yıkılacak, talan edilecek; çünkü sitemizi, kadınlarını, çocuklarını koruyan sen artık yoksun! Bu kadınları, beni de beraber, gemilerine götürecekler! Sen de küçüğüm, ya benimle beraber gelecek, kölelik hayatının sefaletlerine katlanacaksın, insafsız sahibimizin angaryalarına koşacaksın, veya seni Ahaylılardan biri alıp yüksek hisarımızdan aşağı fırlatacaktır; Hektor’un Ahaylılar arasında düşmanları çoktur: Kiminin oğlu, kiminin kardeşi, onun kolları altında can vermiştir! Canlara kıyan kavgada babanın yumuşak bir yüreği yoktu: Bunun için, Hektor, bütün şehir senin için ağlıyor; benim içinse bundan sonra figandan, hıçkırıktan başka bir şey kalmayacaktır.

S:520) Hektor, bütün kayınlarımdan gönlümün en sevgilisi sendin. Tanrılar benzeri Aleksandros’un karısı olduğumu, beni Troya’ya getirdiğini unutmuyorum: Keşke ondan önce ölseydim! İşte memleketimden ayrılıp buraya geleli yirmi yıl oluyor, senden ise hiçbir acı söz işitmedim. Ne zaman kayınlarımdan, vualleri güzel eltilerimden, görümcelerimden biri, hattâ kayınanam, beni kınasa, sen tatlı dilinle, güler yüzünle, yatıştırıcı sözlerle gönlümü alırdın. Şimdi talihsiz ben kendim için ve senin için, yüreğim yanık ağlıyorum. Artık Troya ilinde bana tatlı bir söz söyleyerek, güler yüz gösterecek kimse kalmamıştır. Beni gördükleri zaman hepsinin tüyleri diken diken oluyor: Beni o kadar sevmiyorlar.