Karamazov Kardeşler’de Kadın Açılımı

                                   Romana Genel Bakış

            Üstten bir okumayla KARAMAZOV KARDEŞLER, kusursuz bir cinayeti işlemsi yanında patriarkal düzenin bir romanı olarak da değerlendirilebilir. Böyle bir izlenim bırakmasının nedeni içki, kumar gibi erkeksi eylemlerin baskınlığı yanında erkek karakterlerin öne çıkmasındandır belki. Kadın romanlarında karşılaşılan durağan, hesaplı kitaplı davranışlar da pek yoktur. Kahramanlar, ikilemlerle savaşırken verilmemiş karaları uygulamak için sürekli koşturma halindedirler. Arada bir ortaya çıkan kadınlar, şöyle bir görünüp kaybolurlar, olayların akışında, gelişmesinde etkileri yok gibidir. Sanki okurun kafasını karıştırmak için oradadırlar. Günümüze kadar hâlâ savaşların, cinayetlerin, soygunların, alkol eğilimlerinin sorumlusu gösterilen kadın yaklaşımına karşı bir tavır konmuştur sanki. İşte bu yüzden “KARAMAZOV KARDEŞLER” bu güne kadar yazılmış en kadın yanlısı romandır demek istiyorum. Böyle bir açıdan bakınca Dosteyevski’yi ölümsüz kılan gerçekler bir kez daha ortaya çıkmış oluyor. Ya, tüm ezberlerinizden sıyrılır, dönemsel özellikleri de göz önünde bulundurarak yazılanları anlamaya çalışırsınız, ya da olayların akışına bırakırsınız kendinizi. Her okuma da bir keşif gezisi gibi keyifli, heyecan vericidir.

            İsim kalabalığına karşın roman, Fyodor Pavloviç KARAMAZOV ve oğullarının yaşam öyküsüdür. Ergin Altay’ın çevirisiyle yayımlanan 1974 baskısındaki tanıtım yazısında yazarın, kendi ailesinden esinlendiği belirtiliyor. Girişteki “Anna Karanina Dostoyevskaya’ya ithaf olunur.” tümcesi, bu izlenimi pekiştiriyormuş gibi. Yazarın yaşam öyküsündeki babayla ters düşmeleri, sürtüşmeleri göz önünde bulundurulduğunda roman farklı bir anlam kazanıyor. Yine tanıtım yazısında, “KARAMAZOVLAR, tamamlanmayan, bir birliğe kavuşamayan Rus ailesinin, toplum düzeninin ve devletin tipik durumunu ortaya koyar.” tümcesi, her iki anlamda açılım getiriyor. Bu ön bilgilerin ışığında yazarın önsözündeki “Fyodor Pavloviç KARAMAZOV, kendi mal mülk işlerini iyi beceren kafasızlardandı, hem başka türlüsü de elinden gelmiyordu sanırım.” tümcesindeki ironi daha da belirginleşiyor.

Yazar, başkişi olarak Aleksey Fyodoroviç KARAMAZOV’U belirlemiş nedense, önsözde böyle bir açıklaması var. Daha girişte başlayan övgü, yapıt boyunca sürüp gidiyor. Romandaki erkek kahramanlar arasında suya sabuna dokunmayan, mitsizim yanlısı bir karakter Aleksey Fyodoroviç, kısaltılmış adıyla Alyoşa… Olayların başlamasında, akışında hiçbir etkisi yok. Yazar ne kadar öne çıkarmaya çalışırsa çalışsın yaşamın karmaşasına bulaşmayan, pek de etkilenmeyen, iç dünyasına özen göstermek dışında bir özelliği olmayan bir kişilik bence. Bu metnin konusu değil, bir başka yazının belki.

ADELAİDA: Fyodor Pavloviç’in, en hafif deyimle “iğrenç ötesi” kişiliğiyle ilgili genel bilgiler içeren girişi okurken karşılaşıyoruz Adelaida’yla. Baba KARAMAZOV’un ilk evliliğidir. Soylu, zengin, toprak sahibi bir babanın kızıdır. Aile reddedince kaçarak evlenme romantizmi ve Fyodor Pavloviç’te var sandığı niteliklerden etkilenmiştir. “Oysa adam, iğrenç bir soytarıydı.” (s:16) Güçlü, sağlıklı, esmer güzeli Adelaida’ya layık değildir. Kaçınılmaz olan gerçekleşir, evlilikleri süresince kocasını aşağılar, döver, sonunda oğlu Dimitri’yi de bırakarak, dengi olmayan biriyle kaçar. Uşak Grigori’nin bakımına terk edilen Dimitri’yi akrabaları alıp büyütür.

Üstat Yazar Fyodor Dostoyevski

Yazarın satırlarında kocasını döven, çocuğunu bırakıp kaçan anneye öfke ya da aşağılama yok, davranışlarını “zorunluluktan doğan bir tavır” olarak açıklamaya çalışıyor sanki. Onun hakkında yazdığı tek olumsuz tümce; asık yüzlü, sert mizaçlı olduğu. Yine de Adelaida’yı uyumsuz bir beraberlik, yoksunluklar içinde bir yaşam ve nasılı belirsiz bir ölümle cezalandırmaktan da geri kalmıyor.

SONYA: Fyodor Pavloviç’in ikinci eşi Sonya, öksüzdür. General Vorohov’un dul eşinin korumasında büyümüştür. Dul kadın, koruyup kollamaktadır ama eziyetleriyle genç kızı canından bezdirmiştir. Sonya, kendini asmaya çalışırken kurtarılır. Evlenme talebi reddedilip kovulan Fyodor Pavloviç’in peşine takılıp gitmekte sakınca görmez. Yazar bu kaçışın gerekçelerini açıklar uzun uzun. Kızın başka kentten olması, peşine takıldığı adamla ilgili gerçekleri bilmeyişi, çok genç olması gibi. Fyodor Pavloviç’se bu kez âşık olmuştur. Kahramanının duygularını şöyle aktarıyor yazar: “Sonraları o iğrenç kikirdemeleriyle, ‘Bu masum gözler ustura gibi parçalamışlardı yüreğimi o zaman.’diyordu.”…

Ancak bu aşk karısına iyi davranmasını gerektirecek kadar güçlü değildir; ipten kurtardığını söylemekte, şiddet uygulamaktadır. Onun yanında eve kadınlar getirir. Bunun sonunda “havale”  denilen bir sinir hastalığına yakalanır kadın. İki çocukları olmuştur. İvan ve Aleksey. Anne öldüğünde Aleksey dört yaşınadır. “Gariptir ama annesini ömrü boyunca –tabii hayal meyal hatırladığını biliyorum.” tümcesi, yazarın yaşamından esinlendiğinin bir başka ipucu. (s:23)

Fyodor Pavloviç, bu iki çocuğu da unutur, Grigori’nin kulübesine sığınırlar. Sofya’nın ölümünden üç ay sonra generalin karısı kente gelir, doğru Fyodor Pavloviç’in evine gider, hiçbir şey söylemeden iki tokat atar. Çocukları kir pas içinde görünce bir tokat da Grigori’ye atar, çocukları alıp gider. Olayları Fyodor Pavloviç herkese anlatır. Yazarın yorumuna göre, olaydan çıkarı olduğunu düşünmüş olmalı ki, resmi izin konusunda zorluk çıkarmaz,

Dul kadın kısa bir süre sonra ölür, çocuklara biner ruble vasiyet etmiştir. Vesayeti Yefim Petroviç üstlenmiştir. Dürüst bir adamdır ama Avrupa’ya gidince çocukları unutur. Şurada burada, babadan habersiz büyürler. Akrabalardan kalan mirasına el koyduğu için babayla anlaşmazlığa düşen Dimitri Fyodoroviç için bir araya gelene kadar birbirlerini hiç görmezler. Yazar o buluşma evresini anlatırken baba KARAMAZOV’un rezilliklerinden eksik bıraktıklarını da tamamlıyor. “Daima küstahça, kuşkulu, alaylı bakan küçük gözlerinin altındaki uzun, etli torbacıklar, ufacık ama yağlı yüzündeki derin kırışıklar, sivri çenesinin altındaki etli, para kesesi gibi uzunca gıdık yüzüne iğrenç bir şehvet ifadesi veriyordu.” (s.33)

MARFA İGNETYAVNA: Uşak Grigori’nin karısı Marfa İgnetyavna, Fyodor Pavloviç’in başından attığı çocukları üstlenmekte kocasına destek oluyor. Yazar onun için “Marfa İgnetyavna, budala olmak bir yana, kocasından bile akıllıydı belki, ama dinin kocasına verdiği üstünlük için saygı duyuyordu.” (s:123) diyor. Kölelik kaldırınca, birikimlerini alıp Moskova’ya gitmelerini, ticaret hayatına atılmalarını önerir. Kocası kızar, efendisine hizmetin kutsal görevi olduğunu söyler. “Kutsal görevi anlamasına anlıyorum ya, Grigori Vasilyeviç, ama burada kalmamızla kutsal görevin ne ilişkisi var? Buna aklım ermiyor işte.” diye aktarıyor yazar kadının tavrını.(s:121) Grigori’nin tavrına da şöyle bir yorum getiriyor. “Mağrur, kurumlu Grigori kendi işlerini, dertlerini her zaman yalnız başına düşünür taşınırdı; öyle ki, Marfa İgnatyevna kocasının, onunu öğütlerine ihtiyacı olmadığını çoktan anlamıştı.” (s123)

KATARİNA İVANOVNA: Roman bittiğinde akılda kalan iki kadından biri Katarina İvanovna. Dimitri Pavloviç’in nişanlısı. Karmaşık bir kişiliği var. Ahlaki değerleri fazlasıyla önemsiyorken Dimitri Pavloviç’e tutkuyla bağlıymış gibi davranıyor. Sonrasında aşırı kıskançlığıyla kendini ele veriyor. Dimitri’nin Katerina İvanovna hakkındaki yorumları ilgi çekici. “Beni değil, kendi erdemlerini sever o.” (s:150) Daha da sonraları İvan’ın aşkına yanıt vermeyişini de şöyle yorumlar: “Çünkü küçükhanım, minnet duygusundan hayatını da kaderini de mahvetmek istiyor, ama ben kesin kararımı verdim, benim dediğim gibi olacak. Dalıp gideceğim o mezbeleliğe, Katya da İvan’la evlenecek!” (s:150)

Katerina minnettardır, çünkü babası hakkında açılacak bir yolsuzluk davasının önünü kesmiştir Dimitri, bunu da karşılıksız yaptığı izlenimi vermiştir. Akrabalarından yüklü bir mirasa konan Katerina, o minneti ödemek için mal varlığını da aşkını da Dimitri’nin ayakları altına serer.

Adına ilk kez manastırdaki tartışmalar sırasında karşılaşıyoruz. Soylu, iyi ahlaklı, varlıklı bir kadın olarak anılıyor. Dimitri Pavloviç’le bir arada düşünülmesi bile olanaksız. Yarbayın ikinci eşinden olan, Moskova’da leydilik enstitüsünde okuyan, güzeller güzeli bir kızdır. Onu tanırken ablası Ağatya İvanovna’yla karşılaşıyoruz. Yarbayın ilk eşinden olan kızıdır. Evlenmeye yanaşmayan, neşeli, güzel sayılabilecek bir kızdır. Sevdiklerine karşılıksız dikiş dikmektedir. Dimitri’nin arkadaşıdır, ondan saygıyla söz ediyor. “Kadınların çoğu açıklığı, içtenliği severler.” diye, aralarındaki müstehcenliğe varan sohbetleri kendince yorumluyor. (s:142)

GRUŞENKA: Roman bittiğinde akılda kalan kadın kahraman sıralamasının ilk ismi Gruşenka. Gerçek adıyla anan pek yok; toplumdaki adları: Dilber, şırfıntı, kaltak, kötü kadın, orospu, şıllık, domuz karı, ilik gibi karı… Baba KARAMAZOV’la büyük oğul arasındaki ölümcül düşmanlığın nedeni. Erkekler üstündeki etkisinden haz alıyor. Toplumdaki yerini biliyor ve bunu daha da köpürtmek için elinden geleni ardına koymuyor. Aşağılayıcı nitelemelere karşın Gruşenka’ya dokunabilen nerdeyse yok gibi. Dimitri, sol ayağının serçe parmağını görüp öpmüş, vücudunun güzelliğine oradan karar vermiş. (s:152).

Karamazov Kardeşler Beyaz Perdeye de Uyarlandı. Yul Brynner, Maria Schell

İlk gençlik yıllarında bir subayı sevmiş, terk edilmiş. Sonrasında subay başkasıyla evlenince Gruşenkaya’yı ailesi sokağa atmış, Samsanov adında bir tüccar korumasına almış. İlişkileri toplumca aşağılanmaktadır ancak bu aşağılamanın gerekçelerine hiç rastlanmıyor romanda.

Dimitri, Gruşenka için babasıyla boğuşurken o, sevdiğini sandığı adamı beklemektedir. Gruşenka’nın aradan çıkacağını öğrenen Katerina, minnetle ellerini öper. Aynı şeyi Gruşenka da yapacakmış gibi davranır, ancak öpmez. “Hiç unutmayın bunu; siz öptünüz benim elimi, ben sizinkini öpmedim.” diye de vurgular davranışını. (1.cilt/s:193) Katerina çıldırır, hakaretler, küfürlerle kovar Gruşenka’yı. “Varsın, sokak kadını olayım. Siz de para almak için akşam karanlığında bekâr bir erkeğin evine koştunuz, satmak istediniz güzelliğinizi, sevgili küçük hanım, biliyorum bunu.” (1.cilt /s:193) diye yanıtlar hakaretleri. İşinden atılan eski sevgili, karısı da ölünce, paralı olduğunu öğrendiği Gruşenka’ya haber gönderir.  Şöyle söyler Gruşenka: “Seslendi! Islık çaldı. Hadi bakalım köpek, sırnaşarak git: (2. cilt /s:43)  Gelen troykaya biner gider, Dimitri de arkasından… İçki, kumar âlemine dalmışlarken aralarına dalar. Etrafa para saçmaktadır. Subayın para sıkıntısını anlayınca, Gruşenka’yı bırakıp gitmesi için para teklif eder. Subay üç bin rublenin tamamını ister, alamayınca tepkisi büyük olur. Gruşenka’nın karşısına çıkıp, “… eskiyi unutmak, bu güne kadar olanları affetmek için gelmiştim buraya:” diye gürler. (c:2/s:129) Dimitri, Gruşenka’nın aşığı olmadığını belirtir. Gruşenka, açıklamayı savunma olarak değerlendirir. “Ne cesaretle ona karşı savunuyorsun beni? Erdemimden, ya da Kuzma’dan korkumdan kalmadım temiz… Bu alçağın karşısında alnım açık çıkabilmek, ağzının payını verebilmek için kötü yola sapmadım. (c:2/s:129)  “Beş yıl, tam beş yıl ağladım. Gözyaşı döktüm; ah ne aptal, aşağılık, sıkılmaz bir insanmışım. (c:2/s:130) Subay giderken Gruşenkaya’ya isterse kendisiyle gelebileceğini söyler, ama Dimitri odaya girince korkudan odaya kaçar. Gruşenka, Dimitri’yi sevdiğinden emindir artık. “Ömrümün sonuna kadar kölen olacağım. (c;2/s:140 der. Sibirya’ya sürülme olasılığından söz eder Dimitri, “Sibirya’ya da gideriz, benim için değişmez.” diye yanıtlar Gruşenka. Dimitri’nin cinayet suçuyla yargılanması sırasında Gruşenka’nın davranışlarında bir değişiklik olmazken Katerina’nın kıskançlık krizlerine tanık oluruz. Dimitri’ye ağır cezanın verilmesine yol açan delili de o sunar mahkeme heyetine. Dimitri, ona gönül borcu kalmadığını düşünse de, eve geldiği o geceden söz ederek kendini küçük düşürdüğü için üzgündür.

 BAYAN HOHLOHOVA ve KIZI LİZA: Kızına düşkün bir anne ve ilkgençlik yıllarındaki kızı. Onların bu romandaki yerleri, dönemin toplumsal değerlerini belirlemeleri açısından önemli. Bayan Hohlohova, genç erkekleri etkileyebilmek için korumasına alırken, kızı Liza’da daha ilk ergenlik yıllarında olduğu halde, kendini İvan’a vermeyi planlayabiliyor. Bu teklifini yazdığı mektubu, “nişanlım” dediği Alyoşa’yla göndermekte sakınca görmüyor. Anneyle kızının fütursuzluklarıyla birlikte Katerina İvanovna’nın çekinmeden Dimitri’nin evine gidebilişini, Gruşenka’nın dışlanışıyla kıyaslayınca gözden kaçan bir gerçek ortaya çıkıyor. Halkın değer ölçütlerini ekonomik ve toplumsal konumun belirlediği gerçeğine varıyoruz. Öte yandan başlarda tekerlekli sandalyede karşımıza çıkan Liza,  Zosima Dede’nin kerametiyle yürümeye başlıyor. Bu da yazarın, mistik güçlerle ilgili kafa karışıklığının göstergelerinden sadece biri.  

LİZAVETA SMERDYAÇAYA: Sokaklarda yaşayan, yarı deli, cüce denecek kadar kısa boylu, kirli, kötü kokan, çirkin bir kadın Lizaveta Smerdyaçaya, kimseye zararı yok, açgözlü değil. Verilen sadakaları kiliseye, ya da sokakta gördüğü herhangi birine bağışlıyor. Yoksul ve alkolik babası acımasızca dövdüğü için evine gidemiyor. Dilenmediği, açgözlü olmadığı için kentte yaşayanlar onun gururlu olduğunu düşünmektedir. Yazar gizli bir ironiyle “Konuşmayı bile beceremeyen birinde gurur ne arar?” diye soruyor. (c:1/s:127)

Kentin gençleri bir gün onu, dere yatağında uyurken görürler. İçlerinden biri tiksintiyle “Bir erkek, böyle bir hayvana kadın gözüyle bakabilir mi?” diye sorar. Herkes “Hayır!” diye söz birliği ederken Fyodor Pavloviç, aksini söyler. Birkaç ay sonra da kızın hamile olduğu ortaya çıkar. (c1/s:127) Soylu kadınlardan biri onu korumasına almışken, doğum başlayınca kaçar. Tam da Grigori’nin birkaç haftalık oğlunun cenazesinin gömüldüğü gün, Fyodor Pavloviç’in bahçesindeki küçük hamama sığınır. Doğumdan hemen sonra da ölür. Çocuğu Grigori’nin karısı emzirip büyütür. Çocuğun adına Fyodor Pavloviç karar verir. Annesinin soyadına öykünerek Smerdyakov koyar.  Romanın belki de en silik karakteridir Lizaveta Smerdyaçaya. Tecavüz sonucu Smerdyakov’u doğurmuş olması dışında olaylara hiçbir katkısı yok. Üstelik iyi ahlaklı. Kimseyi kışkırtmamış, cinsellik için ortam hazırlamamış. Tecavüzü hak ettiğini söylemek olanaksız. Öyleyken olayları başlatan kişi olduğu tartışılmaz. Ya da en azından ileride cinayeti işleyecek kişinin doğumundan sorumlu tutulabilir.

İşte tam da burada okurun aklına birdolu soru üşüşüveriyor: Lizaveta Smerdyaçaya tecavüze uğradığına göre hiç değilse çekici olamaz mıydı? Romanın yazılmasına yol açan olayları başlatan kişinin annesi bir ucube, ya da en hafif deyimle meczup bir kişi mi olmalıydı? Alışılmış kadınsı değerlerin hiçbirine sahip olmaması zorunlu muydu?

Eğer öyle olmasaydı, Fyodor Pavloviç’in az da olsa bir mazereti olurdu. Uçkuruna düşkün bir adamın, güzel ve savunmasız bir kadından yararlanmasını neredeyse bağışlardık. Oysa bu durumda bağışlanacak, anlaşılabilecek bir yanını bulamıyoruz. Öte yandan Lizaveta Smerdyaçaya doğumdan hemen sonra ölerek, bir başka sorumluluktan da kurtulmuş oluyor. Smerdyakov büyürken verilen eğitim ve terbiyeden. Hiç kimse, kindar bir yönlendirmeyle o cinayeti işlediği sonucunu çıkaramaz. Bu cinayetten neredeyse tümüyle öldürülenin sorumlu tutulması kaçınılmaz bir durum olarak çıkıyor karşımıza.

Bir Canlandırma Resmi

İncelemelerimizin sonucunda gördük ki, duygusal yanılgınlar olmadığında kadın kahramanlar, yapıcı, yaratıcı, onarıcı, seven, kollayan, özveride bulunan taraf  olarak çıkıyorlar karşımıza. Sadece kıskançlık ve intikam duygusu davranışlarını bozabiliyor. Acaba son tümce olarak şunu söyleyebilir miyiz? “Dosteyevski, günümüzde bile hâlâ kadın erkek kıyaslamasını kas gücüyle belirleyenlere göre daha objektif bakan, çağdaş bir yazar değil mi?  

                                                                                                         Suna Güler 2014 Ocak