Ters Köşe Yaprak Dökümü

Her tümcesine bir bölüm çekilen dizisinden tanıyanlar için “Yaprak Dökümü” hakkında söylenecek söz kalmamış olsa gerek. Oysa farklı bir açıdan baktığınızda, yazarın yapıtlarında olumsuzlayabileceğiniz tek erkek karakterdir Ali Rıza Bey. Onun kişilerinden erkek olanların bir kusuru varsa, bu kesinlikle dış etkenler nedeniyledir, ya da üstün özellikleri öylesine çoktur ki, aksaklıkları görüntü dışına çıkar. Ali Rıza Bey, takıntıları, sorumsuzlukları, yersiz çıkışlarıyla kendisiyle birlikte tüm ailesini perişan etmiştir. Oysa yüzeysel bir okumayla olayların akışına öyle bir kapılırsınız ki, ona acır, evdeki kadınları lanetlersiniz. Nankörlükleri, saygısızlıkları, sevgisizlikleri, hoppalıkları; ekonomik gücünü yitiren babayı hiçlemeleriyle bunu hak ediyorlar da zaten. İyi de, içinde bulundukları umarsızlıkta, onlara böyle bir gelecek hazırlayan babalarına öfke duymaz da ne yaparlar? Yeteneklerini keşfetip geliştirmelerine izin verilmemiş, eğitimsiz; anneyle birlikte beş kadın. Kızların en büyüğü on sekiz, en küçüğü on bir yaşında… Yirmisini yeni aşmış bir erkek evlat! Yaşamlarını sürdürmelerini sağlayan tek musluğun kapatılıverdiğini görüyorlar. Bari ortada bir gerekçe olsa! Neymiş efendim, Ali Rıza Beyin işe alınmasında aracı olduğu komşu kızıyla –aileler arasında bir yakınlaşma bile yok- işveren arasında yakınlaşma olmuş. Zorlama falan yok, kızın yaşam tarzı böyle. Öyleyken Ali Rıza Bey’in hesap sormasına terslenmiyor işveren, alışılmış bir yaklaşımla sorunu parayla çözmeye çalışıyor. Ali Rıza Bey’e bu yeterli gelmiyor. Ona göre işveren o kızla evlenmek zorundadır, çünkü kızın başında bir kürtaj olayı geçmiştir. İşveren bunu kabul etmeyince, sanki bir şey değişecekmiş gibi işinden istifa ediyor. Bu davranışıyla öteden beri korkageldiği tüm kötülüklerle çocukları arasındaki engeli kaldırdığının farkında değil. Eğitimsizliği sıkça belirtilen eşi, olacak olanı görüyor ve sitem ediyor. Ali Rıza Bey, karısına güceniyor. Neyse ki evin tek erkek çocuğu Şevket bir bankada çalışmaya başlamıştır. Ali Rıza Bey, büyük bir mutlulukla yedi kişilik ailenin tüm yükünü de, sofradaki yerini de oğluna bırakıyor. (askerlikten nasıl kurtuldu, diye bir soru takıldı aklıma)… Anne olacakları sezer ve bir an önce kızları evlendirme telaşına düşer. Yetişkin saydığı, yaşları yirmiyi bile bulmamış kızlarına “koca” bulmak umuduyla evde partiler düzenler, tüm olanakları kızların – daha doğrusu 18-16 yaşlarındaki iki küçüğün… Büyükten umudu yoktur, güzel değildir çünkü-  süsüne harcar. Ancak “Sarhoş sarhoşla meyhanede karşılaşır.” misali eve gelen gençler de sorumluluk alacak kişilikte değil, eğlence peşindedirler. Güzelliklerinden başka yaşama katacak hiçbir şeyi olmayan kızlar, eğlencelik olmaktan öteye geçemez.

Fotoğraf : www.turkdiyatrosu.mk

Anne, kızlarını evlendirme telaşındayken oğul evlenir. Genç bir memurun maaşıyla sekiz kışı nasıl geçinecekler, diye düşünürken; Ali Rıza Beyin emekli olduğu ortaya çıkar. Devlet memuriyetinden kovuldu, ikinci işinden istifa ettiğine göre ne zaman emekli olduğu, bir soru olarak kalır ortada.

Gelin Ferhunde de ilginç bir kişilik… Evli ve çalışan bir kadınken, Şevket’in nesinden etkilendiği de bir başka soru… Süsüne düşkün bir kadın için Şevket, ilgi çekici biri gibi gelmedi bana. Üstelik Ferhunde, evlenince işten de ayrılıyor.

Onun gelişiyle ev tümüyle çivisinden çıkıyor. Aynı çatı altında altı kadın! Enerjilerini boşaltacakları, zaman geçirecekleri hiçbir ortam yok. Neyse ki evin büyük kızı Fikret, kuralsız, formalitesiz; dul, yaşlı, çoluklu çocuklu, aileden kimsenin tanımadığı bir adamla evlenip gidiyor. Ancak Ferhunde’nin harcamaları sekiz – on Fikret’e bedeldir. Eşyaları yeniliyor, yeni kıyafetler alıyor, kızları makyaja alıştırıyor.

Sonunda kaçınılmaz olan gerçekleşir, Şevket zimmetine para geçirmekten tutuklanır. Ardından Ferhunde evi terk eder. Hiç değilse harcamalar azalmıştır, diye düşünülse de umutsuzluk daha da büyümüştür. Kızların evliliğinin önünde yeni bir engel vardık artık. Hiç kimse suçlu birinin kız kardeşiyle evlenmek istemez.

Ali Rıza Bey, evi satar. Eline geçen parayla borçlarını öder, daha küçük bir ev alıp taşınırlar. Bu arada bir Suriyeli, zenginlik maskesiyle aileyi etkiler. Önce Leyla’ya kancayı takar, sonra Necla’yı alır gider. Çok sürmez giden kızın düş kırıklıklarını yazması. Hatta evin durumunu bildiği halde, “Beni kurtarın!” diye feryat eder. Ancak sesini duyacak kimse yoktur ortalıkta. Kalbi kırık olduğu halde abla acıyacak gibi olursa da baba “Otursun oturduğu yerde” der.

Geride kalan Leyla, kardeşinin başına gelenlerden ders mers almaz, terk edilmenin acısıyla depresyondadır. Doktorunun da önermesiyle üstündeki tüm baskı kalkar, artık istediği yerde gezip dolaşmaktadır.

Çok sürmez dedikoduların yayılması. Ali Rıza Bey’in kulağına kadar gider. Kızın evlilik dışı bir ilişkisi vardır. Ali Rıza Bey, sorgulamaya kalkınca kız, evi terk eder. Ali Rıza Bey de evde kalmak istemez, büyük kızının yanına gider ama barınamayacağını anlar. İstanbul’a döner ama evine gitmez, sokaklarda sabahlar. Hastalanır. Sonunda kızıyla karısı gelip hastaneden alırlar. Kızının evlilik dışı yaşadığı avukatın tuttuğu evde birlikte yaşamaya başlarlar. Rıza Bey’in korktuğu her şey başına gelmiştir.

Yazar bu romanında, daha pek çok şeyle birlikte ‘ahlakı şekillendirenin koşullar olduğunu’ da belirtmek istemiş diye düşünüyorum. Ancak, evlenen kızlar ve hapse düşen oğlun sonrasıyla ilgili bir bilgi yok. Acaba Ali Rıza Bey’e göre, koşullar kötüleştiğinde evlatlar, düşen birer yaprak mı oluyorlar?

Artık Ailemizden Biri Olan Dizi Oyuncuları

Bu romana bir de tersinden bakalım.

Romandaki kırılma noktası Rıza Beyin emekliliği ya da işten ayrılması olduğuna göre, karısının da emekli olması ya da işi bırakması gerekir ki, bu olanaksız. Ev kadınlarının emekli olduğu ya da çalışmayı reddettiği nerede görülmüş? O halde diyelim ki sakatlansın. Evdeki katkısı önemsenemeyecek kadar aza insin. Oranı bozmamak için kızların yerine de erkek evlatlar koyalım: Tek kız, dört erkek evlat!

Böyle bir durumun içinden çıkabilmiş bir aile görmedim şimdiye kadar; varsa bile ben bilmiyorum. Babayla birlikte beş erkek; “Gak!” deyince et, “Guk!” deyince su yetiştirilecek. O kadarla da kalmaz, ütüsü, çamaşırı, çayı kahvesi var. Tek anne yetişir hepsine de; tek kız? Üstelik bir de sakat, yaşlı kadın var tavan arasında! Korku filmi gibi…

Kız, önüne ilk çıkanla evlenir, Ali Rıza Bey de öyle! Gençler mi? Bulurlar bir yolunu da tavan arasındaki kadının öldüğünden bile kimsenin haberi olmaz.

Gelin biz bu romanı olduğu gibi bırakalım; başka türlü yazılabilseydi “Koca Usta” öyle yazardı zaten. Bunu görmek için de, Reşat Nuri Güntekin olmak gerekir elbette.